İskilipli Atıf Hoca

"Kendisi de böylesine nur yüzlü bir adamdır."
"Kendisi de böylesine nur yüzlü bir adamdı."

Şapka Kanunu’na muhalefet ettiği için asıldığı zannedilen din adamı.Filmi de çekilmiştir pek tabii,hatta  filmin şu sahnesi feysbukta en çok paylaşılan videolar arasındadır.”Frenk mukallidliği ve şapka ”  adlı risalesi yüzünden tutuklanıp asıldığı tamamen yalandır.Kendisi Teal-i İslam cemiyetinin kurucusu olup,milli mücadele aleyhine fetva veren biridir.Hatta verdiği fetvalar Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya yayılmıştır. Asılmasının sebebi şapka kanununa muhalefet değil vatan hainliğidir.

Not: Filmin adı ” Kelebekler sonsuza uçar “.Ayrıntılı bilgi için bakınız : Necip Fazıl -Son devrin din mazlumları.

CASIO F-91W



3 sene önceydi.Dandik saatim su geçirmiş,yeni bir saat ihtiyacım doğmuştu.Cebimdeki 14 YTL ile saatçinin yolunu tuttum.Aslında biraz daha para biriktirip kaliteli bir saat almayı düşünebilirdim ama idare etsin yeter dedim.Dükkana girdiğimde saatçi abiyi yine pek bir rahat buldum.Ayaklarını uzatmış,küçük televizyonunu izliyordu.Selam verdikten sonra saatleri incelemeye koyuldum.Gümüş rengi hoş saat yine orada duruyordu.Ben kendimi bildim bileli oradaydı zaten.Üzerinde dünya haritası vardı.Çok sportif ve fonksiyonel bir saat olduğundan fiyatını sormaya bile cesaret edememiştim.Yine pas geçip daha ucuz saatlerin bulunduğu sağ tarafa doğru ilerledim.Üst üste yığılmış saatler vardı orada da.Kenarda bir saat gözüme çarptı.Minton marka büyük bir saat.Radyosu vardı bu saatin.Başta ne kadar havalı olacağını düşündüm.Ama çabuk vazgeçtim.Muhtemelen 2 gün sonra bozulacaktı,fiyatı da 20 YTL’den az değildi heralde.Başka alternatiflere yönelirken onu gördüm:CASIO F-91W.O kadar tanıdık,o kadar içten,o kadar samimi,o kadar sade duruyordu ki büyüsüne kapıldım.Daha önce pek çok kişinin kolunda görmüştüm bu saati.Beğendiğimi fazla belli etmemeye çalışıp fiyatını sordum.Normalde 20 ama sana 15’e bırakırım dedi.Şaka mı lan bu?1 YTL eksik.Saatçi amca ustaca hamlesini yapmış,20 aslında da 15 e bırakayım demişti.Böylece yeteri kadar indirim yaptığını söyleyip pazarlık gücümü sıfıra indirecekti.Ama ben de kolay lokma değildim.Birkaç saniye duraksadım.Sonra hadi oğlum Saldıray dedim içimden.Kayserili olmasan bile,gelişmiş iletişim yeteneğin ve etkileyici ses tonunla iyi bir indirim koparabilirsin.Hatta iyi bir indirim koparabilirsen tavuk döner de yiyebilirsin.Saatçi,duraksamamı kararsızlık sanıp,saati övmeye başladı:

-Al bu saati,ömür boyu kullanırsın,su geçirmez de bunlar zaten.Kronometresi,alarmı,ışığı herbişeyi var.

Adam özellikleri anlatırken ben de hangi taktik üzerine yoğunlaşacağıma karar veriyordum.Öğrenci taktiği iyiydi,her zaman olmasa da çoğu zaman yerdi.Ama önce başka saatlere bakmam gerekiyordu.Bir süre daha süzdüm saatleri.Aklım hep o saatteydi ama.Sonra dönüp :

-”Şu CASIO’yu kaça bırakırsın?” dedim.Saatçi gayet babacan bir tavırla:

-”Kaç paran var?”

-12 YTL.

-İyi öyle olsun bakalım.

Sol cebe attığım 2 YTL dışında sağ cepteki tüm bozuklukları çıkardım.Saati koluma taktım,daha ayarlamadan saatçiye teşekkür edip,hayırlı işler dileyerek dükkandan çıktım.O zamanlar 1 YTL olan yarım tavuk dönerden 2 tane alıp eve döndüm.

O gün bugündür,saatimle beraberiz.İyi günde kötü günde hiç yalnız bırakmadı beni.Hiç bozulmadı ya da pili bitmedi.2 kere kordonu değişti o kadar.Sonradan öğrendim,dayanıklılığı ile meşhurmuş bu saat.Hatta asker saati deniliyormuş.Hatta ve hatta Usame Bin Ladin bile bundan takıyormuş,pek bir onore oldum.

İşte böyle gençler.Saldıray abiniz bu saati ömür boyu kullanmayı planlıyor.O beni bırakmadığı sürece ben onu bırakmayacağım.Hatta ileride çocuğum olursa ona verecem bu saati.Bu arada CASIQ şeklinde çakmaları mevcuttur,sakınınız.Başka yazılarda tekrar görüşmek üzere.

referandum üzerine…

Nefesler tutuldu,referandum için son 1 aya girildi.Liderler meydanlarda.Halk da bunaltıcı sıcaklara ve ramazan olmasına aldırmadan dolduruyor meydanları.Son 1 aya girerken hem şu an mevcut durumu özetlemek,hem de sonuçla ilgili ufak öngörülerde bulunmak istiyor Saldıray abiniz.Her ne kadar tarafsız yazmaya çalışsam da siz yine oyumun hayırdan yana olacağını bilin.

Öncelikle şunu belirteyim,bu ülkede yerel seçimlerde olsun,referandumlar da olsun hep partiler oylanır.(Birkaç istisna var tabiki).Adaylar ya da maddeler oylanmaz.Bunu bu referandumda daha açık bir şekilde gördük.İş referandum olmaktan çıktı,”AKP’ye evet mi hayır mı?” noktasına geldi.Çevrenizde AKP’ye oy verdiği halde hayır diyecek,ya da CHP’ye oy verdiği halde evet diyecek kaç kişi var?O yüzden bu seçimler 2011’in provası niteliğinde olacak.Referandum sonucunu tahmin için 2007 seçim sonuçlarını kullanıyor bazı sivrizekalılar.%65-%70 Evet çıkacak diyor bu AKP aydınları.Onlara buradan iyi dileklerimi sunuyorum.Bu millet yemez bunları.Gerçek bir sonuca ulaşmak için baz almamız gereken 2009 yerel seçimlerinin il genel meclisi sonuçlarıdır.Dediğim gibi yerel seçimlerde adaya oy verilmiyor bu ülkede.Tabi 29 Mart 2009’dan bu yana çok şey değişti.Onları da dikkate katarak 3 aşağı 5 yukarı bir sonuca ulaşacağız.

Yukarıda gördüğünüz 2009 yerel seçimlerinde il genel meclisi sonuçlarıdır.Kaynak:Hürriyet

Evet Cephesi : AKP,SP ve BBP’den müşterek.Bu anayasa taslağını 12 Eylül’le hesaplaşma olarak anlatmaları büyük bir artı.Bir diğer artıları ise tabanlarıyla barışık olmaları.Teşkilatlarının da sağlam olması, bu partilerin hiçbirinden hayır oyu çıkmayacağını gösteriyor.AKP yine sağlam bir politika izleyip,MHP tabanına oynuyor.Bakın bu CHPliler şunları şunları yaptı,siz nasıl bunlarla birlik olursunuz diyorlar.Birtakım AKP aydınları da,bunu katıldıkları her platformda dile getiriyor.İşe yaradığını da belirtelim.Kuvvetli medya desteklerinin olması da avantaj.AKP son seçimlerden bu yana oy kaybetse de,referandumdaki durumu etkilemez bu.

Hayır Cephesi : En ateşli hayırcı parti olan CHP’nin 29 Mart’tan bu yana en büyük artısı Kılıçdaroğlu oldu.Şu anda da yurdun dört bir yanını geziyor.CHP oylarını %30’lara merdiven dayadığı konuşuluyor.Bahçeli de arasıra boy gösteriyor ama yeterli değil.Görünür de evetçilerden daha çoklar.Ama tabanlarına sahip çıkmaları çok önemli.Özellikle MHP,DP gibi partilerden evetçiler çıkacaktır.Ayrıca sandığa gitmeyen seçmen de çok olacaktır bu partilerde.

BDP’ye de bir parantez açalım.Malum boykot ediyorlar referandumu.Olay AKP ve karşıtları şeklinde tezahür ettiği için bu boykot tabiki de AKP’nin elini güçlendiriyor.Karşıdan %6 eksildiği gibi pek çok BDPli boykota rağmen oy kullanacaktır.Kırsal kesimlerde olmasa da şehirdeki BDPlilerden evet gelecek gibi.

Sonuç : Referandumdan çıkacak Hayır,AKP için sonun başlangıcı olur.MHP kilit parti.Son 1 ay içerisinde daha etkin bir propaganda yapmalı.Çünkü hayırcılardan eksilen oy evetçilere gittiği için x2 değerde oluyor. Evet çıkması MHP’nin işini 2011’de daha da zorlaştırır.CHP’de Kılıçdaroğlu fırtınası hız kesti.Referandum sonucundan evet ya da hayır çıkması pek etkilemeyecektir.Katılım oranının düşük olması,yine evetçilere yarar.

Tüm bunlar göz önüne alındığında evet oyları baskın gelecektir.Şahsi kanaatim %55 civarı evet oyu olacağı yönünde.Son 1 ayda olağanüstü şeyler olmadığı takdirde, ki olmayacak gibi, sonuç değişmez.+ ya da – %3 hata payı veriyorum kendime.Hep beraber göreceğiz.Umarım yanılıyorumdur.

hoşgeldin ya şehr-i ramazan

11 ayın sultanı ramazan geldi,hoşgeldi.Mahyalar asıldı,ilk teravih namazı kılındı,sahura kalkıldı.Şimdi ise iftar saati bekleniyor.

Çok merak ediyorum bu senede Çağrı filmini yayınlayacaklar mı?Tüm ay boyunca iftardan önce bölük pörçük yayınlarlar,bayram yaklaştığında da toplu yayınlarlardı eskiden.

Bir de ramazana özgü reklam filmleri vardı,yenileri çekildi mi?Özellikle kola ve yoğurt reklamları değişik olurdu.Tüm aile sofraya kurulup ezanı beklerlerdi.Kolalardan bu sene de bedava çıkar inşallah.

Ramazan gelince sıklaşan dini içerikli programları da unutmayalım.Nihat Hatipoğlu yine çıkacak heralde.Sahur vakti Hz.Ömer ve Rabia filmleri de yayınlanacaktır büyük ihtimal.Ömer Muhtar da olur.

Pide kuyrukları uzadıkça uzayacak yine.Evlerine yetişemeyenler ayak üstü yapacak iftarlarını.Minibüsçü amcalar yine sağa çekecekler araçlarını.

Ramazan gelince ilahi albümü çıkartırlardı eskiden sanatçılar.Ezan okurlardı bir de.İbrahım Tatlıses,Burhan Çaçan…Bu sene var mı bilmiyorum.

Ana haber bültenleri yine Eyüp Sultan’dan,Sultanahmet’ten ya da büyük iftar çadırlarından canlı yayın yapacaklardır.Tabi daha sonra da mutlaka bir tane beslenme uzmanıyla röportaj yaparlar.En sonda da güllaç tarifi verirler.

Ramazan’da torpil,maytap,kızkaçıran,ufo türünden şeyler patlatan veletlere de dikkat edin.Serin diye balkona çıkmayın,hedef olursunuz.

Aman dikkat diyorum.Ramazan ayı genelde toplumsal beraberliği ifade etse de her yıl oruç tutan – oruç tutmayan tartışmaları oluyor.Hatta bazı sivrizekalılar daha ileri giderek,oruç tutmayanlara cehennemde yanacaksınız türünden laflar ediyor.Yapmasınlar bunları.Mahalle baskısına hayır.

Oruç tutup yoksulun halinden anlıyorum diyenler,ramazan bitince de unutmasın o yoksulları.

Çok dindar bir adam olmadığım halde birazcık huzur bulduğum bu ayda siz de etrafınıza karşı kırıcı olmaktan kaçının.Son bir uyarı da Fenerbahçelilere gelsin.Ezanın okunduğunu duyunca hemen açmayın orucunuzu.Farklı yerlerden teyit edin.Hadi hayırlı ramazanlar.



Bir gece ansızın 81-Düzce 82-Musul 83-Selanik

“Avrupa’da, İstanbul ve Meriç’e kadar Batı Trakya, Asya’da Anadolu, Musul arazisi ve Irak’ın kuzeyi. Arkada kalan ve sırf Türk olan her yeri isteriz. Bunları kurtarmaya azmettik ve kurtaracağız.”

Mustafa Kemal

Le Figaro  30 Ağustos 1922

Dün Lozan’ın 87. yıldönümüydü.Üzerinden bu kadar zaman geçmesine rağmen tartışmalar hala hız kesmedi.Kemalist tayfa Lozan’ın çok büyük bir zafer olduğunu söylerken,dinci zevat hezimet olduğunu söylüyor.Tartışmaların yoğunlaştığı önemli noktalardan biri ise Musul.Saldıray abiniz de buna değinecek bugün.Ama bildiğiniz şeyleri tekrar anlatmayacak,az bilinenleri yazacak.Sonrasında da ufak bir ayarımsı vermeye çalışacağım.İnşallah olur,başlayalım bakalım.

Musul meselesini anlayabilmek için II.Abdülhamit dönemine kadar geri gitmek gerekir.Bilirsiniz Abdülhamit bir başka sevilir bu ülkede.Yabancılara bir karış toprak vermediği,siyonistleri saraydan kovduğu falan anlatılır.Hatta bazıları daha ileriye gidip Abdülhamit’in dünyanın en zeki insanı olduğunu ve atom bombasını bulduğunu iddia eder ki evlere şenliktir bu tipler.Tüm bu saçmalıkları bir tarafa bırakalım.Abdülhamit tahtına biraz fazla bağlı bir adamdır ama modernisttir.Kaç kişi onun zamanında çarşafın yasaklandığını bilir?Abdülhamit dünyanın en zeki adamı olmasa da zeki biridir.1890’da Musul’da petrol bulunduğunu anlayınca hemen özel mülk haline haline getirmiştir.Böylece Musul savaş sırasında kaybedilse bile,özel mülk olduğu için Abdülhamit veya mirasçılarının izni olmadan çivi bile çakılamayacaktı.

Yıl 1914.Cihad-ı Ekber ilan edip savaşa giriyoruz.Irak Cephesi’nde müthiş bir başarımız var önceleri.Kutül amare kuşatmasında Halil Paşa(Enver Paşa’nın amcası) 13800 İngiliz’i esir alıyor.Hatta Arabistanlı Lawrence diye tanıdığımız İngiliz caşıtı,Halil Paşa’ya rüşvet teklif ediyor,askerleri salsın diye.Bu olay halen bile İngiliz askeri tarihinin en talihsiz olayı olarak nitelendirilir.Fena patakladık İngilizleri anlayacağınız.Ama adam toplayıp geri geldiler.Hindistan’da getirdikleri 191.000 kişilik kuvveti Basra’ya çıkardılar.Kararlılardı Musul’u almaya.Sonrasında yenilgiler ard arda geldi.Mondros’u imzaladığımızda Musul hala elimizdeydi.Mondros’tan sonra ilk işgal edilen yer de Musul oldu.O kadar hızlı oldu ki bu,Ali İhsan Paşa cephanesinin bir kısmını kurtaramadı bile.

Geldik Lozan’a.Burada yalnız Musul konusunda değil pek çok konuda çetin tartışmalar yapılıyordu.Konu Musul ve çevresine gelince hemen dile getirildi özel mülkiyet olayı.Aslında bu çok öneml bir kozdu Lozan’daki heyetimiz için.İngilizler göz göre göre hukuku çiğneyemezlerdi.İşi yokuşa sürmeye çalışıyorlardı ama bir gün ellerinde  belgeyle geldiler.Bu belgeye göre İttihatçılar,II.Abdülhamit’i tahttan indirdikten sonra Musul’u da Ticaret ve Ziraat Nezareti’ne bağlamışlardı.Belge gerçek miydi değil miydi bilinmez.Bazı tarihçiler bu belgenin sahte olup Sir Andrew Raine adında birinin hazırladığını iddia etmiştir.Mühim olan bu kozun bertaraf edilmiş olmasıydı.Heyet buna rağmen Musul’u vermemekte kararlı görünüyordu.İsmet Paşa’nın,İngiliz delegesi Lord Curzon’a ” Musul’u almadan Ankara’ya dönmem.” dediğini biliyoruz.Ama İngilizler her yerdeydi.Lozan’dan Ankara’ya uzanan telgraf hattını Köstence’de (Romanya) kesmişlerdi.Böylece İsmet Paşa’nın Ankara’ya gönderdiği durum raporlarını ele geçirdikleri gibi Ankara’nın İsmet Paşa’ya verdiği emirleri de ondan önce öğrenmiş oluyorlardı.İngilizler bir adım öndeydi hep,hareket etmemize izin vermiyorlardı.Bir sonuca ulaşamayınca çözümü ikili görüşmelere bıraktık.

Sonrasını tarih derslerinden biliyorsunuz zaten Şeyh Sait’tir,carttır curttur gitti güzelim Musul.Zaten gidecekti.Nereden mi biliyorum? İngilizlerin 1918 yılında sadece Irak’taki asker sayısı 447.000 idi.En modern teçhizatlarla donatılmış koca bir ordu.Yani adamlar buraları almayı çoktan akıllarına koymuşlardı.Mondros sonrası aceleyle işgal edilmesi de bunu kanıtlıyor.Donu boklu Yunan’ı yendik diye artistlik yapamazdık.Ayağında doğru dürüst çarığı olmayan 180.000 askerle Musul’u kurtarmaya çalışsak,kurtaramadığımızla kalmayıp Doğu Anadolu’yu belki de tüm ülkeyi kaybederdik.

Burada şunu da söylemeliyim,Ankara Antlaşması’ndan daha karlı çıkabilirdik.İngilizler hükümeti müzakerecilerine,süre sınırlaması olmaksızın petrol gelirinin %10 ile %15’lik bir kısmını verebileceğini ama eğer Türkiye 25 yıllık süre sınırlamasına razı olursa bu oranı %25’e çıkarılabileceğini de söylediler.Ama biz çok daha azına,25 yıllığına %10’a razı olduk.Musul meselesini en iyi özetleyen cümle,İhsan Şerif Kaymaz’ın şu cümlelsi olsa gerek.

Musul konusunda her şeyi kazanmamıza imkan yoktu,ama herşeyi kaybetmemiz de gerekmiyordu.

Gelelim günümüze.Hala ”Bir gece ansızın 81-Düzce 82-Musul 83-Selanik” diyenlerin epey fazla sayıda olduğunu görüyorum.Hala Orta Çağdaki gibi bir fetih anlayışı,sanki devletlerin gelişmişliği yüzölçümü ve nüfusla doğru orantılıymış gibi.Dünyanın en güçlü ülkesi olsak ne yazar,halkımız mutlu olmadıktan sonra?Dünyanın en güçlü ordusu bizde olsa ne olur hala okuyamayan çocuklarımız olduktan sonra?En güçlü ekonomiye sahip olsak ne olur,bu ülkede ilacını alamadığı için ölenler olduktan sonra?Bir ülke düşünüyorum sokakta yürüyen adamın yüzü gülüyor.Bir ülke düşünüyorum kimse etnik kökenine göre değil kişiliğine ve yeteneğine göre değer kazanıyor.Yarin yanağından gayrı herşeyi olmasa bile birçok şeyi paylaşıyoruz.Çok mu ütopik oldu dersiniz?Değil vallahi değil.Yeter ki,bencillik yapmayalım.Herşey çok daha güzel olur o zaman.

Büyük olma arzusu fazlasıyla var yurdum insanında.Osmanlı’nın mirasçısı olmanın çok büyük etkisi var bunda.Bazen diyorum ki keşke Anadolu gibi stratejik bir yerde olmasaydık da Moğolistan ya da Norveç gibi bir yerde kurulsaydı bu ülke.Aynı kültürü devam ettirmek koşuluyla tabi.O zaman hem üzerimizde bu kadar fazla oyun oynanmazdı,hem de hırslarımızdan arınmış olurduk Bu ülkenin en köklü üniversitesine rektörlük yapmış bir adam bile gerekirse 135.000 şehit verir,Yunanistan’ı da alırız diyor.Üstüne 250.000 daha koyup Viyana’ya dayanmak da bir seçenek tabi.Hatta üzerine 1 milyon daha koyarsak Atlantik’e çıkabileceğimize inanıyorum ben.Neyse efendim uzun lafın kısası: Tarih okunmalı,ders çıkarılmalı ama geçmişe saplanıp kalınmamalı.Çağa ayak uydurmalı ve hep beraber daha demokratik,daha adaletli yarınlara doğru koşulmalı.

Kennedy suikastinde Ergenekon şüphesi

Saldıray abiniz bugün hem biraz derinlere inecek hem de saçmalayacak.Önemli bir şey anlatacağımı,hayatın sırrını falan vereceğimi sananlar için yine hiçbir masraftan kaçınmadık,sağ üst köşeye bir çarpı işareti koyduk.Lütfen ona tıklasınlar.

Burada Ergenekon davasının savcılığını ya da avukatlığını yapmayacağım siyasi liderlerin aksine.NATO’ya girdiğimizden beri,devlet içinde bu tarz yapılanmaların olduğunu zaten biliyoruz ve bunların temizlenmesi gerektiğini yürekten söylüyoruz.Ama yürütülen soruşturma ılımlı islamcı yeni Ergenekon’un,milliyetçi-kemalist eski Ergenekon’u tasfiyesinden ileri gitmiyor ve gün geçtikçe daha komik bir hal alıyor bence.Önce dalga dalga tutuklamalar geliyor,sonra Ergenekon yetmiyor,Balyoz’dur,Kafes’tir bir dünya şey çıkıyor ortaya.İddialar havada uçuşuyor.Fatih Camii bombalanacakmış,Ege’de kendi uçağımızı düşürecekmişiz,Tayyip Erdoğan’a ve kanaat önderlerine suikast yapılacakmış falan feşmekan.Tüm bunların Türkçesi şudur kardeşlerim:

ABD,Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında bölgeyi yeniden dizayn etmek istemiştir.Ama bir zamanlar komünizmle mücadele için desteklediği ulusalcılar,ABD’nin bu projesinden feci şekilde rahatsız olmaya başlamıştır.1980lerin sonuna gelindiğinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki ABD nüfuzunun azaldığını söyleyebiliriz.Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay’ın istifası ya da Eşref Bitlis’in suikaste kurban gitmesi bize bunu gösteriyor.1 Mart tezkeresinin reddi,bana göre ABD açısından bardağı taşıran damla olmuş,yeni bir derin devlet oluşturma çabalarını başlatmıştır.

Feci halde sıkıldığınızın ve anlamaya çalıştığınızın farkındayım.Benim de asıl dikkat çekmek istediğim nokta da bu zaten.Bugün Türkiye’de kaç kişi Ergenekon’la Balyoz’un farklı olduğundan haberdar?Bir de herşeyi Ergenekon’a bağlamak moda oldu.Tüm kötülüklerin kaynağı Ergenekon.Şehir suyuna içki karıştıran da Ergenekon,İzmir’i yakan da Ergenekon,herkesi zorla dinden çıkartıp ateist yapan da Ergenekon.İşsizliğin sebebi bile Ergenekon oldu.Yabancı yatırımcı istikrar görmeyince ürküp yatırım yapmıyormuş.”İşsizliğin çözümü için anayasa paketi hazırladık buyrun.Yüzde 6’ya indireceğiz işsizliği.” demiyorlar mı bir de?Lan anayasa yapmakla işsizlik mi azalır?Neyse daha da fazla uzatmadan başlıkta belirttiğim iddiaya geçeyim.

Çocukluğumdan beri hep aklımı kurcalayan bir şey vardı değerli kardeşlerim:”Kennedy’i,ABD başkanını kim vurabilir?” diye hep düşünür dururdum.Bu son dalga operasyonlar benim ufkumu açtı ve artık cevabı buldum:Ergenekon.

Böylesine bir terör organizasyonu çılgın kemalistlerden başka kimden beklenir ki zaten?Hatta size garip gelecek ama tetiği bizzat Atatürk’ün çektiğini düşünüyorum.Düşünün adam 1880’de(ya da 1881) doğdu,1938’de öldü.Hemen hemen yaşıt olduğu İsmet İnönü 89,Celal Bayar 103 yıl yaşadı.Tuhaf değil mi sizce de?Bence popülaritesini artırmak için ölü numarası yapıyor?Gün gelir de söz milletin olur,AKP başa gelir,laiklik elden giderse çıkar gelir darbe yaparım,halk da beni bağrına basar diye düşünüyor.Bunun sadece Türkiye ile sınırlı kalmayacağını söyleyelim.1936 yılında kayda alınmış,”Dünyayı Ele Geçirme Planları” adlı bir taş plağın da bulunduğunu hatırlatalım.

Sonuç:Ergenekon,Balyoz vs.vardır,ama öküz altında buzağı aramamak gerekir.Olmamış olayları abartarak,üzerine ekleyerek,bakın bunlar bunlar olacaktı biz engellemesek diyerek halkı kandırmaya çalışmasın kimse.

ÖSYM’nin öğrenciyi kandırması ve tercihler üzerine

ÖSYM’nin öğrenciyi kandırması ve tercihler üzerine

Saldıray abiniz,üniversitenin kapılarını çalarken,bir yandan da tercihlerin telaşını yaşıyor ve bu dönemi sorunsuz halletmek için siz değerli dostlarına naçizane bir kaç öneride bulunmak istiyor.Baş kısmı sıkıcı bulup,zaten biliyoruz bunları derseniz yazının sonuna mutlaka göz atmanızı öneririm,kanımca çok büyük hesaplar dönüyor bizim üzerimizden.

Sonuçlar açıklandı,açtınız interneti baktınız ama hiçbir şey anlamadınız.Karman çorman herşey.Öncelikle aldığınız puanlar önemsiz,boşverin onları.Sınavdan çok çok önce basılmış dershane kılavuzlarını da atın çöpe.Size lazım olan tek şey başarı sıranız.

Malum sistem yeni.Elimizde geçmiş senenin verileri var ama genel bir fikir oluşturmaktan öteye gidemiyor bu veriler.Çünkü bu sene sayısalcılar için 4,eşit ağırlıkçılar ve dilciler için 3,sözelciler için ise 2 farklı puan türü hesaplandı.Durumu daha iyi anlamak için bir örnek verelim:

TM öğrencisi Muhittin’in başarı sıraları şunlar olsun;

TM-1  6985 , TM-2 5852 , TM-3 5194.

Muhittin’in girmek istediği bölüm İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi olsun.Şimdi Muhittin’in yapması gereken,geçen sene en son yerleşen adayın başarı sırasını bulmaktır.Bunun için pek çok site mevcuttur,ben bir tanesini önereyim.

http://www.hangiuniversite.com/

İstanbul Hukuk’a geçen sene en son yerleşen öğrencinin başarı sırası 4976’dır.Bunu gören Muhittin mutlaka üzülecektir,ama üzülmemesi gerekir.Çünkü hukuk TM-2 puan türüyle alıyordur ve Muhittin’in önündeki herkes TM-2 den tercih yapmayacaktır.Mesela TM-2 de 1500. olan adam TM-3’te 1100. sıradadır ve Psikoloji okuyacağı için TM-3 ten tercih yapacaktır.Bu durumda Muhittin’in önü açılacaktır ve başarı sırası öne gelecektir.Muhittin’in önündeki kaç kişinin sayısalcı olduğunu,kaç kişinin TM-1’den ya da TM-3’ten tercih yapacağını şu an için kimse bilemez.Buna ÖSYM Başkanı da dahildir.Ama Muhittin kesinlikle İstanbul Hukuk’u tercihleri arasına koymalıdır.

Bir başka husus da ilk sırada tercih yapmanın avantajlı olduğu sanısıdır.Bunu da uzatmadan bir örnekle açıklayalım:

Ayşe,MF-3 puan türünde 545 puan alarak Türkiye 79.su olsun.

Fatma ‘da yine MF-3 puan türünde 544.999 puan alarak Türkiye 80.si olsun.

Tercihler sırasında Fatma ilk sıraya,Ayşe de 3. sıraya ya da daha gerilere Hacettepe Tıp’ı yazsın.Burada eğer Ayşe daha önceki tercihlerine yerleştirilmezse,Fatma’dan önce girecektir Hacettepe Tıp’a.Yani ilk sırada ya da son sırada tercih etmek önemli değildir.Önemli olan başarı sırasıdır.

LÜTFEN BURAYA DİKKAT!!

Bugün itibariyle,kılavuz ÖSYM’nin sitesinden yayınlandı.Yalnız işin içinde bir bit yeniği var.Herkeste bir gevşeme,”Lan boşuna endişelenmişim,baksana puanlar çok düşük,girerim istediğim yere” havası var.Maalesef güzel kardeşim giremeyeceksin istediğin yere.Üzülerek söylüyorum bunu.Çünkü kılavuzdaki rakamların hiç biri gerçeği yansıtmıyor.Yine örnek üzerinden gitmek mantıklı olacaktır:

Muhittin’in gitmek istediği İstanbul Hukuk’un geçen sene 4976 ile kapattığını söylemiştik.Bu seneki kılavuza baktığımızda bunun 8710 olduğunu görüyoruz.Yani ÖSYM diyorki,geçen senenin 4976. olan öğrencisiyle bu sene TM-2 de 8710. olan öğrenci birbirine eşit.Hoppala.Nasıl oluyor bu?Tamam bu sene TM-2 de 8710. olan öğrenci,önündeki başka puan türlerinden tercih yapacak adayların elenmesiyle öne gelecektir ama 4976’lara kadar gelebileceğini söylemek haddinden fazla iyimserlik olur.Bu haince bir tuzaktır ve bu tuzağı ne yazık ki ÖSYM ve devleti yönetenler kurmuştur.Peki neden bizi kandırma gereği duyulmuştur?Bu sorunun tek cevabı yok elbet ama hepsinin ekonomik nedenler olduğunu söyleyebilirim.

Amaç puanları düşük gösterip,herkesin tercih yapmasını sağlamak.Hatırlayın ilk sınavdan herkes düşük aldı,kimse LYS’ye başvurmamıştı.Ama ardı ardına gelen uzatmalar sayesinde ÖSYM arzu ettiği sayıya ulaştı.Sütten ağzı yanan ÖSYM,puanları şişirerek herkesin tercih yapmasını sağlamak ve kontenjanları doldurmak istiyor.Böylece harç paralarından devlete gelen pay artacak.Yurttu,yoldu,yemekti derken yoksul cebindeki son parayı da bunlara harcayacak.Ve işte can alıcı kısım geliyor.Vakıf üniversiteleri boş kalmayacak.Kaz gibi yolabilecekleri bir çok öğrenci olacak.Dikkat edin televizyonlara.Her çıkan uzman diyor ki şehir dışına devlet üniversitesine göndereceğinize şehir içinde vakıf üniversitesine gönderin.Şunu da unutmadan ekleyeyim.Yavru vatan Kıbrıs’ın yükünü de biz öğrenciler karşılıyoruz.Oraya her yıl onbinlerce öğrenci gitsin ki,Kıbrıs ekonomisi canlansın.Bunu hesaplıyorlar.

Uzun lafın kısası güzel kardeşim,senin emeklerini,hayallerini kimse umursamıyor.Umursadıkları tek şey var : Para.

Marx’ın bir sözüyle bitirelim.

Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser.

atsızın mezarında pusuya yatan ülkücü

Evet gençler,başımdan geçen ibretlik bir olayı anlatıyorum bugün.Ama önce bilmeyenler Hüseyin Nihal Atsız ismini bir araştırsın.

Bilenler bilir,lisenin son yılı feci şekilde hareketlidir.Okul-ev-dershane üçgeninde kaybolursunuz.Sınav stresi had safhadayken bir de mezun olmanın heyecanını yaşarsınız.Yıllık yazılarıydı,fotoğraflarıydı,mezuniyet gecesiydi uğraşırsınız.

Günlerden birgün Saldıray abiniz dershaneden çıkarken,arkadaşları H.K.B ve U.B Acıbadem’e,H.K.B’nin yıllık fotoğraflarını almaya gideceklerini,kendisini de aralarında görmekten kıvanç duyacaklarını söylerler.Genç Saldıray yapacak bir işi olmadığından teklifi kabul eder ve yola koyulurlar.

Kısa bir otobüs yolculuğundan Acıbadem’e varırlar.Fotoğrafları aldıktan sonra garip bir şekilde sabahtan beri birşey yemediklerini farkederler.3 alternatif vardır.2 tanesi dünyaca ünlü fast food zincirleri,bir tanesi de türkiye çapına yayılmış restoran zinciri.Genç Saldıray önceleri kabul etmese de arkadaşlarının ısrarına boyun eğer ve fast foodculardan birine girerler.Tabi ki Saldıray bunun için kendini asla affetmez.Neyse efendim karınlarını bir güzel doyururlar.Hatta U.B 3 tane süper boyu patates kızartmasıyla rekor denemesine kalkışır.Karınları doymuştur doymasına da cepler de boşalmıştır.Artık kuş kadar hafiflerdir.Eee şimdi ne yapacağız diye düşünürlerken,U.B yürüyerek Üsküdar’a geçelim der.Diğerleri de tamam derler sanki Acıbadem’den Üsküdar’a yürümek normal birşeymiş gibi.

Az giderler,uz giderler,dere tepe düz giderler Karacaahmet’e varırlar.Genç Saldıray,Nihal Atsız’ın mezarının yakında olduğunu duyunca görmek ister ve 3 arkadaş mezara doğru ilerler.Arkadaşlarının cünup olup olmadığını yokladıktan sonra muallakta kalır Saldıray.Acaba fatiha okunmalı mı okunmamalı mı?Arkadaşlarıyla hararetli bir şekilde tartışırken,arkadan bir ses yankılanır:

-Selamünaleyküm

-Aleykümselam

22-23 yaşlarında uzun boylu biri yaklaşır kahramanlarımıza.Önce üçüyle de özenle kafa tokuşturur.Sonra ” Ocaktan mısınız gençler? ” der.

Genç Saldıray                  :  Yok ben değilim.

U.B                       :  Ben birkaç sene önce gidiyordum.

H.K.B                     :  Ben Maltepe Türk Ocağı’ndanım.

Pusuya yatan ülkücü  :  İyi iyi.Ben de MHP Üsküdar Gençlik Kollarındanım.Hadi bir fatiha okuyalım Atsız Ata’ya.

Genç Saldıray                 : Okunur mu ki?

U.B                   : Kendisi ister miydi okumamızı?

Pusuya yatan ülkücü  : Ne diyorsunuz siz?Atsız Ata’nın cenazesi Osmanağa Camii’nden 20000 kişiyle kalktı.

U.B                    : Nüfus cüzdanına şamanist yazdırmak istiyor ama?

Pusuya yatan ülkücü  : Yaa şimdi aşırıya kaçmış olabilir ama komünizmle mücadele etmiştir Atsız Ata.

Neyse efendim Atsız’ın ruhuna fatiha okunur ve asıl şamata ondan sonra başlar.Ülkücü abimiz,Atsız’dan başlar,onun komünizmle olan destansı mücadelesini anlatır.Sonra Türk İslam davasına geçer.Bunların et ve tırnak gibi olduğunu ayrılamayacağını söyler.Necip Fazıl’dan,Abdülhakim Arvasi’den bahseder.Başbuğ Türkeş’i de ihmal etmez tabiki.Ama ülkücü abimiz,sanki bunları söylemeye programlanmış bir robot gibi konuşuyordur.Kendi çapında vatan kurtarmanın verdiği o muhteşem hazzın doruklarına çıkmıştır.Onun için herşey basittir.Ülkeyi bölmek isteyen anarşik gomünüstler vardır,o ve ülküdaşları da bu vatanı canları pahasına koruyorlardır.

Yaklaşık 15 dakikalık bir nutuktan sonra yağmurun başlamasıyla daha doğrusu yetişmesiyle bu doyumsuz sohbet sonlanır.Ülkücü abimiz gençleri,bir gün ocağa çay içmeye davet edip olay mahalliden uzaklaşır.

Uzun lafın kısası,liselerde yarım akıllı çocukları biz size arka çıkarız diye kandırıp ocağa götüren,orada da beynini yıkayan bu dallamalar,ziyaret edenleri ocağa götürürüz diye artık mezar başlarını bile tutmaya başlamışlardır.Kim bilir kaç kişiyi de böyle kandırmışlardır.Neyse efendim daha fazla uzatmadan Mehmet Akif’ten bir alıntı yaparak bitirelim:

Allah bizi bu kurtarıcılardan kurtarsın.

şehirleşmek makinalaşmak yozlaşmak

Evet gençler bugünkü yazımızda da yok olan mahalle kültürünü ve teknolojinin zararlarını irdeleyeceğiz.Klişeleşmiş cümleleri kullanmayacağım,merak etmeyin.Yani msn çıkınca mektupların ortadan kalktığını,insanların tembelliğe alıştığını yazmayacağım.Hepiniz biliyorsunuz zaten bunları.Ben size rastgele birinin hayatını anlatacağım.

Efendim,90’lı yılların başında,İstanbul Bağcılar’da,3 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi kahramanımız.Evleri 1+1,60-70 mertekare,giriş katta.Biraz fakir ama birbirine bağlı bir aileye mensup kahramanımız.

Yıllar geçiyor,kahramanımız büyüyor,yaşıtlarıyla oynamaya başlıyor.Mahalle,İstanbul’un kenar mahallelerinden.Her geçen gün göç alıyor.Farklı illerden pek çok insan var ve kahramanımız hepsiyle de arkadaş.Hepsinin kültürünü öğreniyor,benimsiyor,kendi kültürünü öğretiyor.Kültür etkileşimi had safhada yani.Alevi diye dışlanmıyor hiç,hatta arkadaşlarıyla cuma namazlarına gidiyor.Kollarına ufak bir çizik atıp kan kardeşi oluyorlar.Miskette,totoda,tasoda ortak oluyorlar.Paylaşmayı öğreniyorlar.

Devir,kesinti devri.Su kesintilerinin yanı sıra sık sık elektrikler de kesiliyor.Ama elektirklerin kesilmesi kahramanımız tarafından sevinçle karşılanıyor.Çünkü elektrikler kesildiğinde tüm aile bir araya geliyor,radyo dinleniyor,daha sonra da anne hikayeler anlatıyor.Hem de gerçek hikayeler.Mesela Hitler’in Yahudileri fırınlarda yaktığını 5-6 yaşlarında öğreniyor kahramanımız.

Teknoloji de hızla gelişiyor tabi.Renkli televizyonlar yaygınlaşıyor,Power Rangers,Hugo,Tsubasa yaşamın merkezine oturuyor. Sonra atari diye şeytan işi bir aletin varlığından haberdar oluyorlar.Babası memur olan ya da durumu iyi olanlar önceden alıyorlar.Kahramanımız da sünnet harçlıklarını,abisininkilerle birleştirince alabiliyorlar bir tane.Müthiş bir alet.Araba yarışları oynuyor,silahla ördek avlıyor hatta marioda prensesi kurtarıyor ama tek bir sorun var street fighter da aparkat çekememesi dışında.Kahrolası adaptör çok çabuk ısınıyor.Gerçi sonraları adaptörü buzdolabına koymak gibi dahiyane bir fikir üretiyor ama o da fazla tutmuyor.Arkadaşları ile ilişkileri hala sağlam ama eskisi gibi değil.Bu alet yüzünden,arkadaşlarının çoğu akşam ezanına kadar izinli oldukları halde eve erken gidiyor.İşte bu işlerin kötü gideceğinin ilk işareti oluyorkahramanımız için.

Sonra kahramanımız daha da büyüyüyor.Ve o büyüdükçe hakikaten kirleniyor dünya.İnsanlar artık samimi davranmıyorlar ve en önemlisi birbirlerini dinlemiyorlar.Anne-baba oğluyla,öğretmen öğrencisiyle iletişim kuramıyor.2 kuşak arasındaki fark hiç olmadığı kadar artmış oluyor.O saf ve temiz arkadaşlıkların kurulması daha da zorlaşıyor.Kahramanımızın jenerasyonu hem eskiyi hem yeniyi bir arada görmüştü.Ama gün geçtikçe ilerleyen teknoloji,yeni nesiller için hayatı hem kolaylaştırıyor hem de daha çekilmez hale getiriyor.

Şehirleşmenin artmasıyla dev siteler artık her yanı kaplıyor,mahalle kültürü yok olmaya başlıyor.Çok kasvetli bir görünümü var bu sitelerin.Bir de etrafını yüksek duvarlarla çeviriyorlar.Mahalle sıcaklığının yanından bile geçmiyor.Kabuğuna çekiliyor herkes.Dahası komşuluk ilişkisi önemini kaybediyor.İnsanlar artık yanı başlarında kimin oturduğunu bilmeden yaşıyorlar.Bizi biz  yapan değerler gittikçe kayboluyor.Tüm bunlar beraberinde birşeyi getiriyor:Kültür Yozlaşması.

Not: Merak etmeyin lan,kahraman fakir değil şu an.Gerçi hala magnum yiyemedi.Üniversiteyi bitirip iyi bir işe yerleşirse,aldığı ilk maaşla mahallesine dönecek ve oradaki çocuklarla yiyecek magnumunu.

be hey dürzü!

Ne ararsın TANRI ile aramda!
Sen kimsin ki orucumu sorarsn?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Başı açığa niye türban sorarsın?

Rakı, şarap içiyorsam sana ne.
Yoksa sana bir zararım, içerim.
İkimiz de gelsek kıldan köprüye,
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim

Esir iken mümkün müdür ibadet?
Yatıp kalkıp ATATÜRK’e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soğuyacak bu millet

İşgaldeki hali sakin unutma.
ATATÜRK’e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çıkardın amma
Baban kimdi bilemezdin serefsiz.

Sakin olun lan.Beğendiğim için yazmadım bunu buraya.Zaten bilen bilir,Atatürk’e çok büyük saygı duysam da kemalist değilimdir.Başka birşey anlatacağım bugün size.

Baştan bazı şeylerde anlaşalım ki sonra sorun yaşamayalım.Mustafa Kemal Atatürk, Milli Mücadele’nin başarıya ulaşmasını sağlayan en önemli komutandır.Bu ülke için de aydınlanmanın,ilericiliğin sembolüdür.Eğer derseniz ki ben bunlara katılmıyorum,sizin için sağ üst köşeye bir çarpı işareti koyduk.Lütfen ona tıklayın.

Gelelim asıl konumuza.Burada Atatürk’ü ya da ilkelerini savunmayacağım.Kendini kemalist addeden,apolitik,okumayan,yazmayan,çizmeyen ama herşeyi herkesden iyi bilen insanlar hakkında iki çift söz edeceğim.Evet tanıyorsunuz onları.Etrafımızda bolca mevcut bu kişilerden.Onları görmek için uslu bir çocuk olmanıza gerek yok.Her yerdeler zaten.Kah Starbucks’ta fotoğraf çektirirken görürsünüz onları.Kah Hatırla Sevgili’nin finalini hararetle tartışırken.Yakın tarihlerini,solu dizilerden öğrenirler zaten.Ama bunların merkez üslerini bildiriyorum size:Facebook.

Hemen şu an açın facebooktaki herhangi bir Atatürk sayfasını ya da Türkiye ile ilgili grupları.Duvarlara yazı yazanlara,durumlara yorum yapanlara bakın.Yazıyı okumaya devam etme lan,aç bak diyorum sana.

Gördünüz mü?Her taraftan kuşattılar bizi.Sayıları gittikçe de artıyor.Bu güruh Türkiye’nin gitgide İranlaştığını savunur.Son yıllarda da  İran yerine Malezya demeye başladılar.Dağdaki çobanla benim oyum nasıl bir olur ya derler.Ve en önemlisi.Atatürk’le ilgili bir eleştiri mi duydular.Başlarlar be hey dürzü diye.Lan tamam Atatürk büyük işler başarmıştır da hiç mi yanlış yapmadı be kardeşim.İşin üzücü tarafı ise bu kişiler,Atatürk’ün adını kirletmekle kalmıyor,laiklk karşıtlarının da ekmeğine yağ sürüyorlar.Lafı daha fazla uzatmadan,İsmet Paşa’nın bir sözüyle bitirelim.

Bir fikrin en büyük çöküş nedeni,onu tam olarak anlamayanlar tarafından anlatılması ve savunulmasıdır.