Bir gece ansızın 81-Düzce 82-Musul 83-Selanik

“Avrupa’da, İstanbul ve Meriç’e kadar Batı Trakya, Asya’da Anadolu, Musul arazisi ve Irak’ın kuzeyi. Arkada kalan ve sırf Türk olan her yeri isteriz. Bunları kurtarmaya azmettik ve kurtaracağız.”

Mustafa Kemal

Le Figaro  30 Ağustos 1922

Dün Lozan’ın 87. yıldönümüydü.Üzerinden bu kadar zaman geçmesine rağmen tartışmalar hala hız kesmedi.Kemalist tayfa Lozan’ın çok büyük bir zafer olduğunu söylerken,dinci zevat hezimet olduğunu söylüyor.Tartışmaların yoğunlaştığı önemli noktalardan biri ise Musul.Saldıray abiniz de buna değinecek bugün.Ama bildiğiniz şeyleri tekrar anlatmayacak,az bilinenleri yazacak.Sonrasında da ufak bir ayarımsı vermeye çalışacağım.İnşallah olur,başlayalım bakalım.

Musul meselesini anlayabilmek için II.Abdülhamit dönemine kadar geri gitmek gerekir.Bilirsiniz Abdülhamit bir başka sevilir bu ülkede.Yabancılara bir karış toprak vermediği,siyonistleri saraydan kovduğu falan anlatılır.Hatta bazıları daha ileriye gidip Abdülhamit’in dünyanın en zeki insanı olduğunu ve atom bombasını bulduğunu iddia eder ki evlere şenliktir bu tipler.Tüm bu saçmalıkları bir tarafa bırakalım.Abdülhamit tahtına biraz fazla bağlı bir adamdır ama modernisttir.Kaç kişi onun zamanında çarşafın yasaklandığını bilir?Abdülhamit dünyanın en zeki adamı olmasa da zeki biridir.1890’da Musul’da petrol bulunduğunu anlayınca hemen özel mülk haline haline getirmiştir.Böylece Musul savaş sırasında kaybedilse bile,özel mülk olduğu için Abdülhamit veya mirasçılarının izni olmadan çivi bile çakılamayacaktı.

Yıl 1914.Cihad-ı Ekber ilan edip savaşa giriyoruz.Irak Cephesi’nde müthiş bir başarımız var önceleri.Kutül amare kuşatmasında Halil Paşa(Enver Paşa’nın amcası) 13800 İngiliz’i esir alıyor.Hatta Arabistanlı Lawrence diye tanıdığımız İngiliz caşıtı,Halil Paşa’ya rüşvet teklif ediyor,askerleri salsın diye.Bu olay halen bile İngiliz askeri tarihinin en talihsiz olayı olarak nitelendirilir.Fena patakladık İngilizleri anlayacağınız.Ama adam toplayıp geri geldiler.Hindistan’da getirdikleri 191.000 kişilik kuvveti Basra’ya çıkardılar.Kararlılardı Musul’u almaya.Sonrasında yenilgiler ard arda geldi.Mondros’u imzaladığımızda Musul hala elimizdeydi.Mondros’tan sonra ilk işgal edilen yer de Musul oldu.O kadar hızlı oldu ki bu,Ali İhsan Paşa cephanesinin bir kısmını kurtaramadı bile.

Geldik Lozan’a.Burada yalnız Musul konusunda değil pek çok konuda çetin tartışmalar yapılıyordu.Konu Musul ve çevresine gelince hemen dile getirildi özel mülkiyet olayı.Aslında bu çok öneml bir kozdu Lozan’daki heyetimiz için.İngilizler göz göre göre hukuku çiğneyemezlerdi.İşi yokuşa sürmeye çalışıyorlardı ama bir gün ellerinde  belgeyle geldiler.Bu belgeye göre İttihatçılar,II.Abdülhamit’i tahttan indirdikten sonra Musul’u da Ticaret ve Ziraat Nezareti’ne bağlamışlardı.Belge gerçek miydi değil miydi bilinmez.Bazı tarihçiler bu belgenin sahte olup Sir Andrew Raine adında birinin hazırladığını iddia etmiştir.Mühim olan bu kozun bertaraf edilmiş olmasıydı.Heyet buna rağmen Musul’u vermemekte kararlı görünüyordu.İsmet Paşa’nın,İngiliz delegesi Lord Curzon’a ” Musul’u almadan Ankara’ya dönmem.” dediğini biliyoruz.Ama İngilizler her yerdeydi.Lozan’dan Ankara’ya uzanan telgraf hattını Köstence’de (Romanya) kesmişlerdi.Böylece İsmet Paşa’nın Ankara’ya gönderdiği durum raporlarını ele geçirdikleri gibi Ankara’nın İsmet Paşa’ya verdiği emirleri de ondan önce öğrenmiş oluyorlardı.İngilizler bir adım öndeydi hep,hareket etmemize izin vermiyorlardı.Bir sonuca ulaşamayınca çözümü ikili görüşmelere bıraktık.

Sonrasını tarih derslerinden biliyorsunuz zaten Şeyh Sait’tir,carttır curttur gitti güzelim Musul.Zaten gidecekti.Nereden mi biliyorum? İngilizlerin 1918 yılında sadece Irak’taki asker sayısı 447.000 idi.En modern teçhizatlarla donatılmış koca bir ordu.Yani adamlar buraları almayı çoktan akıllarına koymuşlardı.Mondros sonrası aceleyle işgal edilmesi de bunu kanıtlıyor.Donu boklu Yunan’ı yendik diye artistlik yapamazdık.Ayağında doğru dürüst çarığı olmayan 180.000 askerle Musul’u kurtarmaya çalışsak,kurtaramadığımızla kalmayıp Doğu Anadolu’yu belki de tüm ülkeyi kaybederdik.

Burada şunu da söylemeliyim,Ankara Antlaşması’ndan daha karlı çıkabilirdik.İngilizler hükümeti müzakerecilerine,süre sınırlaması olmaksızın petrol gelirinin %10 ile %15’lik bir kısmını verebileceğini ama eğer Türkiye 25 yıllık süre sınırlamasına razı olursa bu oranı %25’e çıkarılabileceğini de söylediler.Ama biz çok daha azına,25 yıllığına %10’a razı olduk.Musul meselesini en iyi özetleyen cümle,İhsan Şerif Kaymaz’ın şu cümlelsi olsa gerek.

Musul konusunda her şeyi kazanmamıza imkan yoktu,ama herşeyi kaybetmemiz de gerekmiyordu.

Gelelim günümüze.Hala ”Bir gece ansızın 81-Düzce 82-Musul 83-Selanik” diyenlerin epey fazla sayıda olduğunu görüyorum.Hala Orta Çağdaki gibi bir fetih anlayışı,sanki devletlerin gelişmişliği yüzölçümü ve nüfusla doğru orantılıymış gibi.Dünyanın en güçlü ülkesi olsak ne yazar,halkımız mutlu olmadıktan sonra?Dünyanın en güçlü ordusu bizde olsa ne olur hala okuyamayan çocuklarımız olduktan sonra?En güçlü ekonomiye sahip olsak ne olur,bu ülkede ilacını alamadığı için ölenler olduktan sonra?Bir ülke düşünüyorum sokakta yürüyen adamın yüzü gülüyor.Bir ülke düşünüyorum kimse etnik kökenine göre değil kişiliğine ve yeteneğine göre değer kazanıyor.Yarin yanağından gayrı herşeyi olmasa bile birçok şeyi paylaşıyoruz.Çok mu ütopik oldu dersiniz?Değil vallahi değil.Yeter ki,bencillik yapmayalım.Herşey çok daha güzel olur o zaman.

Büyük olma arzusu fazlasıyla var yurdum insanında.Osmanlı’nın mirasçısı olmanın çok büyük etkisi var bunda.Bazen diyorum ki keşke Anadolu gibi stratejik bir yerde olmasaydık da Moğolistan ya da Norveç gibi bir yerde kurulsaydı bu ülke.Aynı kültürü devam ettirmek koşuluyla tabi.O zaman hem üzerimizde bu kadar fazla oyun oynanmazdı,hem de hırslarımızdan arınmış olurduk Bu ülkenin en köklü üniversitesine rektörlük yapmış bir adam bile gerekirse 135.000 şehit verir,Yunanistan’ı da alırız diyor.Üstüne 250.000 daha koyup Viyana’ya dayanmak da bir seçenek tabi.Hatta üzerine 1 milyon daha koyarsak Atlantik’e çıkabileceğimize inanıyorum ben.Neyse efendim uzun lafın kısası: Tarih okunmalı,ders çıkarılmalı ama geçmişe saplanıp kalınmamalı.Çağa ayak uydurmalı ve hep beraber daha demokratik,daha adaletli yarınlara doğru koşulmalı.

Kennedy suikastinde Ergenekon şüphesi

Saldıray abiniz bugün hem biraz derinlere inecek hem de saçmalayacak.Önemli bir şey anlatacağımı,hayatın sırrını falan vereceğimi sananlar için yine hiçbir masraftan kaçınmadık,sağ üst köşeye bir çarpı işareti koyduk.Lütfen ona tıklasınlar.

Burada Ergenekon davasının savcılığını ya da avukatlığını yapmayacağım siyasi liderlerin aksine.NATO’ya girdiğimizden beri,devlet içinde bu tarz yapılanmaların olduğunu zaten biliyoruz ve bunların temizlenmesi gerektiğini yürekten söylüyoruz.Ama yürütülen soruşturma ılımlı islamcı yeni Ergenekon’un,milliyetçi-kemalist eski Ergenekon’u tasfiyesinden ileri gitmiyor ve gün geçtikçe daha komik bir hal alıyor bence.Önce dalga dalga tutuklamalar geliyor,sonra Ergenekon yetmiyor,Balyoz’dur,Kafes’tir bir dünya şey çıkıyor ortaya.İddialar havada uçuşuyor.Fatih Camii bombalanacakmış,Ege’de kendi uçağımızı düşürecekmişiz,Tayyip Erdoğan’a ve kanaat önderlerine suikast yapılacakmış falan feşmekan.Tüm bunların Türkçesi şudur kardeşlerim:

ABD,Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında bölgeyi yeniden dizayn etmek istemiştir.Ama bir zamanlar komünizmle mücadele için desteklediği ulusalcılar,ABD’nin bu projesinden feci şekilde rahatsız olmaya başlamıştır.1980lerin sonuna gelindiğinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki ABD nüfuzunun azaldığını söyleyebiliriz.Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay’ın istifası ya da Eşref Bitlis’in suikaste kurban gitmesi bize bunu gösteriyor.1 Mart tezkeresinin reddi,bana göre ABD açısından bardağı taşıran damla olmuş,yeni bir derin devlet oluşturma çabalarını başlatmıştır.

Feci halde sıkıldığınızın ve anlamaya çalıştığınızın farkındayım.Benim de asıl dikkat çekmek istediğim nokta da bu zaten.Bugün Türkiye’de kaç kişi Ergenekon’la Balyoz’un farklı olduğundan haberdar?Bir de herşeyi Ergenekon’a bağlamak moda oldu.Tüm kötülüklerin kaynağı Ergenekon.Şehir suyuna içki karıştıran da Ergenekon,İzmir’i yakan da Ergenekon,herkesi zorla dinden çıkartıp ateist yapan da Ergenekon.İşsizliğin sebebi bile Ergenekon oldu.Yabancı yatırımcı istikrar görmeyince ürküp yatırım yapmıyormuş.”İşsizliğin çözümü için anayasa paketi hazırladık buyrun.Yüzde 6’ya indireceğiz işsizliği.” demiyorlar mı bir de?Lan anayasa yapmakla işsizlik mi azalır?Neyse daha da fazla uzatmadan başlıkta belirttiğim iddiaya geçeyim.

Çocukluğumdan beri hep aklımı kurcalayan bir şey vardı değerli kardeşlerim:”Kennedy’i,ABD başkanını kim vurabilir?” diye hep düşünür dururdum.Bu son dalga operasyonlar benim ufkumu açtı ve artık cevabı buldum:Ergenekon.

Böylesine bir terör organizasyonu çılgın kemalistlerden başka kimden beklenir ki zaten?Hatta size garip gelecek ama tetiği bizzat Atatürk’ün çektiğini düşünüyorum.Düşünün adam 1880’de(ya da 1881) doğdu,1938’de öldü.Hemen hemen yaşıt olduğu İsmet İnönü 89,Celal Bayar 103 yıl yaşadı.Tuhaf değil mi sizce de?Bence popülaritesini artırmak için ölü numarası yapıyor?Gün gelir de söz milletin olur,AKP başa gelir,laiklik elden giderse çıkar gelir darbe yaparım,halk da beni bağrına basar diye düşünüyor.Bunun sadece Türkiye ile sınırlı kalmayacağını söyleyelim.1936 yılında kayda alınmış,”Dünyayı Ele Geçirme Planları” adlı bir taş plağın da bulunduğunu hatırlatalım.

Sonuç:Ergenekon,Balyoz vs.vardır,ama öküz altında buzağı aramamak gerekir.Olmamış olayları abartarak,üzerine ekleyerek,bakın bunlar bunlar olacaktı biz engellemesek diyerek halkı kandırmaya çalışmasın kimse.