Siyaset felsefenin temel değer ve problemleri

# Devleti oluşturan kurumların ve insanların ilişkisi

# İktidar kaynağının neler olduğu

# Devletin görevi ve nasıl ortaya çıktığı

# İnsan eylemlerinini yöneten hukukun, adalet ve eşitlik ilkesinin bağlılığı

# Sivil toplumun tam olarak anlamı

# İdeal devlet düzeni

# Bireyin temel hakları

Liberalizm ( Özgürlükçüler )

İdeal bir düzenin var olması için toplumda birey ve özgürlüklerin tam olarak yerine geitirilmesi gerekir.

# Asıl olan bireylerin özgür düşünceleridir.

# Bireyler diledikleri gibi rekabet edebilirler.

# Bireyler özgür olurlarsa diledikleri gibi üretirler ve yaratırlar.

# Özgürlük her şeyden önce; düşünce, ifade, inanç ve serbest girişim  özgürlüğüdür.,

# Bireyler ekonomi alanında kendileri zenginleştikçe bu zenginlik ve refahtan toplumdaki çıkarlarını gerçekleştirirler.

# İdeal devlet, gücü kötüye kullanmaya karşı kullanılmasına sağlamalıdır.

Anarşistler

# Devlet bütün kötülüklerin kendisinden kaynaklandığı bir kurumdur.

# Bütün devletler katildir.

# Bütün devletler ırkçıdır.

# Bütün devletler çıkarcıdır.

# O halde, en iyi devlet olmayan devlettir.

NOT: Komünist Anarşistlerin düşüncesi ise Komünizmin devlet eliyle gelemeyeceğini bunun nedeninin sınıf çatışmalarında Devletin daima üst sınıfları destekleyeceğini tarafsız kalamayacağını belirtirler. Toplumda herkes eşit olsa bile Komünist Parti yöneticilerinin eşit olanamayacağını bu nedenle Komünist eşit bir toplumun Komünist Anarşist bir devrim ile geleceğini savunurlar.

Sofistler

# Her birşeyin ölçüsü insan olduğuna göre insanların ortak bir toplum ve devlet düzeni üzerinde anlaşmaları olanağı yoktur.

# Bu nedenle insanın öznelliğine dayanan bir devlet düzeni olamaz.

# İdeal düzen doğal düzendir, toplumsal bir düzen olamaz.

# Doğal olan toplumsal olandan daha sağlam ve bağlayıcı olmasıdır.

Nihilistler

# Nihilizm hiççilik anlamına gelmektedir.

# Hiçbirşeye inanmamak anlamındadır.

# Varlığı inkar ettiği için otoriteye boyun eğmemeyi ilke edinir.

# Otoritesiz en küçük düzen bile olamaz.

# Devlet ve sosyal düzen kötüdür, devletin ideali olmaz.

Orijinal kitap nasıl anlaşılır

Orijinal kitap nasıl anlaşılır

Bir kitabın orijinal olup olmadığı nasıl anlaşılır diye bugüne kadar birçok soruyla karşı karşıya kalmamızdan dolayı size bu konuda bilgi vermeyi düşündük.

Bir kitabın korsan kitap olup olmadığını anlamak için aşağıdaki kriterleri taşıması gerekir. Korsan kitap ile orijinal kitap arasındaki farkları aşağıdaki gibi ayırt edebilirsiniz.

— Korsan kitabın cilt baskısındaki yapıştırıcı kalitesiz olduğundan uzun süre okunulduğunda kitap sayfalarında ayrışmalar olacaktır.

—    Korsan kitabın baskısı ikinci kalitedir.

—    Kullanılan kâğıt kalitesizdir ve kendini hemen belli eder.

—    Kapak kâğıdı oldukça incedir.

—    Korsan kitapta çoğu zaman kesim hataları bulunmaktadır.

—    Korsan kitapta eksik sayfalar vardır.

—    Baskı hataları bulunabilir.

—    Silik sayfalar birçok korsan kitapta göze çarpmaktadır.

Musa Ağacık Otobiyografi

Daha öncesinde  sol ve solun değerlerine sahip çıkan ve kendini bir radyo kanalında moucu kömünist devrimci muhabir olarak tanımlayan Musa Ağacık an itibariyle YOL TV’de çalışmakta ve Musa’nın mikrofonu adlı bir program sürdürmektedir.

http://a.imageshack.us/img137/1706/2temmuzanma31180253.jpg

Erzincan doğumlu olan Musa Ağacık alevi kendi tabiriyle Kızılbaş olduğu için küçük yaşlardan itibaren farklı olarak görülmeye başlamış ve bu nedenle kendini bir anda anarşik bir yapının içerisinde bulmuştur.

Musa Ağacık vali ile röportajı

Musa Ağacık Sivas Katliamı Röportajı

“Okulda bazı öğretmen ve çocuklar “Kızılbaşlar çok kötüdür. Çünkü onlar ana baba tanımazlar, mum söndürürler, sonrada kim kimi kaparsa… şeklinde adi iftiralar attıklarında küfrü basıp kavga ediyordum. Karakola yansıyan kavgalarda ise polise göre “Kızılbaş” olduğum için hep haksızdım. Sizin anlayacağınız çocukluğumdan itibaren haksızlıklara tahammülsüz, halkın ifadesiyle “anarşit” bir yapım var idi.”

Aşağıda efsanevi öykümü bulacaksınız efendim.

Curriculum Vitae

Ben Musa Ağacık… Carl Sagan’ın dediği gibi, su, kalsiyum ve organik maddelerin bileşiğiyim. Ama hepsi bu kadar mı?

1959’da Erzincan’da doğmuşum. Ancak eskere erken gideyim deyu 1956 doğumlu olarak tescil edilmişim. 66’da annemin ölümünün ardından 67 yılında İstanbul’a göç ettik. Kalacak yerimiz olmadığından amcam Hüseyin Ağacık’ın kalfalık yaptığı Bebek Ayşe Sultan Korusu’ndaki bir inşaatta 1.5-2 sene ikamet ettik. İnşaatta kaldığım sıradaki yoksul görüntümden dolayı nerdeyse hergün zengin çocuklarından dayak yiyordum. Yalnız aralarında Ömer Çiftçi adında zorbalara karşı tutum alan çok insancıl bir çocuk vardı. Daha sonra Ömer’le çok iyi arkadaş olduk.

İnşaatın yapay gölünde Ömer’le oyuncak gemi yüzdürdüğümüz bir gün, tiyatro sanatçısı Emel Gözne Marciniec su almaya geldi. Emel Hanım’ın ayağına çivi battığı için, su bidonlarını evine ben götürdüm. O günden sonra bir tesadüf sonucu tanıştığım Emel Gözne Marciniec ile Polonyalı eşi Uçak Mühendisi Slowamir Antny Marciniec’in “kardeşleri”, onlar ise benim “Ablam” ve “Abim” oldular. Ayrıca evde bulunan Emel Abla’nın ablası Müeyyet Hanım’da, “Teyzem”oldu. Emel Abla ile Toni Abi’nin evi benim için salt yeni bir “aile” değil, aynı zamanda ise “okul”du. Zira hafta sonları tiyatro, sinema, edebiyat ve müzik çevresinden tanınmış simalar eve gelip gündeme ilişkin tartışıyorlardı. Bu tartışmalar sırasında pek çok sanatçı ve yazarla tanıştım. Sonra Emel Abla ile bazı noktalarda ters düştüm. Çocukluk alınganlığımın da etkisiyle evden ayrıldım. Sonra Ayşe Sultan Korusu’nda ikamet eden ve kız kardeşi sınıf arkadaşım olan Hukuk Profesörü Ahmet Rona Serozan’a gidip durumumu anlattım. O da kabul etti. Böylece yeni bir “Abi”m oldu. Ortaokul ve lisenin bazı dönemlerini Rona Abi’lerin evinde okudum.

Okuduğum Bebek Tevfik Fikret İlkokulu’nda ise bazı ilginç gelişmeler olmuştu. Sınıf arkadaşım Şener Bardakçı, “Demirelci” ben ise “İnönücü”idim. Çünkü o sıralarda Meclis’te “Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamları”gündemdeydi. Demirel, Denizler’in asılmasını, İnönü ise idamlarına karşı çıkıyordu. O nedenle okul “İnönücü”, “Demirelci” deye ikiye ayrılmıştı. Durum Bebek Karakolu’na intikal etti. Karakol Komiseri, Şener Bardakçı’yı tatlı sözlerle ikna etmeye çalışmasına karşın, bana ise “anarşitleri savunuyorum” gerekçesiyle ederek edip, tokat attı. O günden sonra polisle yıldızım bi türlü barışamadı. O nedenle yaşamım boyunca hep “haksızlıklara”karşı mücadele yolunu seçtim, sevgili Urfalılar!

Sonra lise dönemi başladı. Boğaziçi Behçet Kemal Çağlar Lisesi’nde okurken, “Acil Devrim Kervanı”na katıldım. Sonunda lise müdürü Mehmet kemal Özdilek, “Çocuğum! Git önce devrimini yap, sonra gel ara verdiğin yerden devam edersin”deyu pasaportumu elime verdi. BBKÇ Lisesi’ne tekrar geri dönmek için vize alamadığımdan ben de gidip Taksim Atatürk Lisesi’ni dışardan bitirme sınavlarına girdim ve oradan mezun oldum netekim.

78’de Aydınlık Gazetesi’ne ayak bastım. Gazetecilik virüsünü kapınca bu kez Demirtaş Ceyhun’un yardımıyla 81 başlarında Türk Haberler Ajansı’na ofisboy olarak girdim. Ve derken 1 Mayıs 81’de 212.nci maddeden kadroya girdim. Girmesine girdim ama İdare Amirimiz anti sevimli Hayri Eroğlu, Basın kartı Sözleşmemi yaklaşık 5 yıl çekmecesinde “unuttuğu” içün, basın kartımı gecikmeli olarak ancak 87’de alabildim.

Daha sonra THA’dan istifa ederek Güneş Gazetesi’ne gittim. Orada Melih Aşık’la birlikte 1 ay “Arka Pencere” de çalıştıktan sonra, İstanbul Yeni Asır’a, oradan da 86 başlarında Milliyet’e geçtik. 95 yılına kadar “Açık Pencere”de Melih Aşık’la birlikte çalıştık. 95’teki Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Güldemir’in “Gel, o kısa söyleşilerini Milliyet’in birinci sayfasında yap”teklifinden sonra ise “Musa’nın Teybi” doğmuş oldu. Köşe yazarı Ahmet Altan’ın “Atakürt” başlıklı yazısından dolayı gazeteden “şut”lanınca, Güldemir’de durumu protesto ederek istifa etti. “Sosyal demokrat” Derya Sazak’ın Genel Yayın Yönetmeni olmasıyla, gazete çalışanları için de sorunlar başlamış oldu. Tabii bu gelişmelerden “Musa’nın Teybi” de fazlasıyla payını aldı. Sonunda istifa ederek ederek Mart 99’dan itibaren star’da çalışmaya başladım, “Demokratlık” adına mangalda kül bırakmayan bir kısım sevgili okurlar.

Mirsait Sultan Galiyev

Sultan  Galiyev

İlk olarak nasyonel sosyalizm daha açıklayıcı olarak; milliyetçi sosyalizm akımını başlatan ve Türkçülük-Turancılık akımında büyük bir yere sahip olan komünist ideolojiye sahip bir devrimcidir.

http://img641.imageshack.us/img641/9776/bilgiusturkiyedevrimk1z.jpg

http://img641.imageshack.us/img641/1765/bilgiusturkiyedevrimk1zw.jpg

Mirsait Sultan Galiyev Biyografisi

Büyük 1917 Bolşevik devriminin Lenin, Stalin ve Troçkiyle beraber dördüncü adam olmasının yanında babası öğretmen olduğu için zamanın şartlarına göre modern bir öğretim görerek Kazan’daki Tatar Pedagoji Enstitüsü girdi. Okulunu bitirdikten sonra kütaphanede işe başlayan Galiyev, buradan ayrılarak çeşitli gazetelerde çalıştı.

Devrimci hareketine resmi olarak 23 yaşında Azerbaycan Ulusal Hareketi’ne katılarak gerçekleştiren Sultan, 1917 yılında Türk-Müslüman Komünist Partisi’ne üye oldu. 28 Ocak 1940 sabahı ile Lefort Hapishanesinde, Stalin’in Bahar Temizliği adlı emri ile öldürülmüştür.

sultan galiyev ideolojileri

Mirsait Sultan Galiyev Ulusal Komünizm Düşünceleri

Sultan Galiyev’in SSCB hakkında görüşleri günümüzde gerçekleşmiştir. SSCB’nin daha doğrusu Stalin ve Troçki’nin fikirlerine karşı çıkıp her milletin kendine ait bir devrim yapmasını savunarak kendi ırkı ile sosyalist bir biçimde sürdürme ideolojisini taşıyan Sultan, bir gün mutlaka SSCB’nin sadece tek ülkede sosyalizm olma fikrinden dolayı çökeceğini bildirdi. Ayrıca batı halklarının emperyalizmin altında ezildiğini ve hiç bir zaman batı’da devrim olmayacağına savunan Sultan’ın bu tezide günümüz ile doğralanmıştır. Bunun yanında Sultan Galiyev’e göre Sosyalist devrimin başarısı ve doğuya yayılması İslam’ın kollanması ile mümkündür. Yeşil sosyalizmi ilk olarak savunan Asya’lı bir devrimcidir.